Kerkük Valiliği makamının tam bir asır, yani yüz yıl aradan sonra yeniden bir Türkmen’e emanet edilmesi, sıradan bir idari değişiklik değil, tarihsel bir hakkın, uzun bir direnişin ve diplomatik bir sabrın sonucudur. Ancak siyasi aklın ve stratejik analizin bize gösterdiği gerçek şudur, bu büyük zafer sarhoşluğuna kapılıp kalmak tarihi bir hata olur. Yüz yıl sonra gelen bu makam, bir varış noktası değil, çok daha büyük hedeflere uzanan yeni bir stratejinin başlangıç çizgisidir. Artık bu başarıyı Irak genelinde bir sıçrama tahtasınadönüştürmek, siyasi sahnedeki ağırlığımızı yeniden tanımlamak zorundayız.
Bugün, Türkmen siyasi partilerinin eski defterleri kapatıp, masadaki kartları yeniden ve daha akılcı dağıtma vaktidir. Geleneksel, içine kapanık ve sadece yerel krizlere odaklanan siyaset anlayışımızı acilen terk etmeliyiz. Siyasi vizyonumuz Kerkük sınırlarını aşmalı; kurulacak güçlü bir (Türkmen Siyasi (Konseyi) ile Ankara, Bağdat ve Erbil denkleminde çok daha güçlü, belirleyici ve masayı kuran bir aktör haline gelmeliyiz. Irak’ın kurucu ve asli unsuru olan Türkmenler; Cumhurbaşkanı Yardımcılığı, egemen ve hizmet odaklı Bakanlıklar, kritik Genel Müdürlükler ve Müsteşarlıklar gibi devletin en tepe noktalarınatalip olmalı ve bu makamları hakkıyla almalıdır.
Ancak bu büyük hedeflere yürürken yüzleşmemiz ve derhal çözmemiz gereken en acil iç meselemiz, (liyakat ve makam tekeli) sorunudur. Kabul edelim ki, bugün kurumlarımızın önündeki en büyük tıkanıklık, belirli şahısların üç veya dört farklı makamı, unvanı ve sorumluluğu aynı anda kendi ellerinde tutmasıdır. Bir kişinin birden fazla kritik koltuğu işgal etmesi kabul edilemez bir siyasi obezitedir. Bu durum sadece hizmet kalitesini düşürmekle kalmaz, aynı zamanda toplumumuzda yetişmiş, donanımlı, uluslararası vizyona sahip ve enerjik kadroların, hak eden yeteneklerin önünü adeta bir duvar gibi kapatır. Artık dar kadroculuktan çıkmaya, makamları tekelden kurtarmaya mecburuz.
Kapıları sonuna kadar açmalı, yeni yüzlere, liyakat sahibi gerçek uzmanlara şans vermeli ve onlara stratejik roller biçmeliyiz. Adaleti ve görev dağılımını kendi içimizde doğru tesis edemezsek, Bağdat’tan siyasi adalet beklememiz inandırıcı olmaz.
Bu tarihi eşikte, şahsi menfaatleri ve koltuk hırslarını bir kenara bırakıp ortak geleceğimize odaklanmak zorundayız. Yüz yıllık mağduriyeti bitiren bu milletin yükselişi, makamları tekeline alan şahısların değil, "ben" bataklığından çıkıp milleti için omuz omuza verenlerin gayretiyle gerçekleşecektir. Büyük Türk düşünürü ve milliyetçiliğin fikir babalarından Ziya Gökalp'in o meşhur dizesinde yolumuzu aydınlattığı gibi: "Sen, ben yokuz; biz varız" Makamların, unvanların ve şahısların geçici olduğu bu eşsiz davada, kalıcı olan tek şey liyakatle yücelecek varlığımız ve sarsılmaz birliğimizdir.